Çiftçi Defteri
    TÜRKİYENİN EN GÜVENİLİR
                GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK PORTALI

E-Posta
Şifre
Beni Hatırla    
Ş. Unuttum | Üye Ol
Bugün: 08 Nisan 2020 Çarşamba
Haberler Yazarlarımız Basından Makaleler Günlük Teknik Bilgiler Etkinlikler Foto Galeri Video Galeri
 Şuan Buradasınız: Ana Sayfa »  Tarla Bitkileri »  BASINDAN MAKALELER » 
facebook
Twitter
  ANA SAYFA   
 Buğday, Arpa
 Çavdar, Yulaf
 Mısır, Darı
 Pirinç
 Pamuk
 Soya
 Ayçiçeği
 Kanola
 Şeker Pancarı
 Yerfıstığı
 Nohut, Mercimek
 Fasulye, Bezelye
 Çay
 Tütün
 Aspir
 Fig, Yonca
 Diğer Tarla Bitkileri

Propaganda teknikleri konusunda çok sayıda yol yordam var. Bunlardan biri de "Sanrısal Propaganda" adını taşıyor. "Halüsinatif Propaganda" da denilen bu teknik 2. Dünya Savaşı sırasında uygulanmaya başlandı. Üç önemli aşaması bulunuyor: "Tohumlama", "kışkırtma" ve "ikna!" Özellikle ikinci bölümde yer alan "kışkırtma" oldukça teknik bir katman! "Ajitasyon" da denen bu aşamanın kendisi başlı başına bir propaganda yöntemi. 1940'larda Stalin zamanında geliştirilmiş. Rusların "ajitatsiya" dediği sürecin amacı, "halüsinasyon" benzeri yapaylaştırılmış toplum sanrıları yaratmak ve sosyal koşullanmaya zemin hazırlamak. Yapılan iş aslında o tarihlerde Stalin'in revizyonundan geçen "Marksizm"in temel öğretilerini halk yığınlarına şırınga etmek! Bireyler herhangi bir konuda hissettirilmeden topyekûn ipnoz içine sokuluyor, önceden hedeflenen olumlu olumsuz "kuruntular" toplum belleğinde sanal gerçeğe dönüştürülüyor. "Sanrısal Propaganda" ticari pazarlamada da kullanılan bir yöntem. Tekelleşmiş sanayilerin bulunduğu ülkelerde tüketicileri istenen kıvama getirmek için uygulanıyor. Sanal nitelikte "problem" ya da "sevinç" algısı yaratılarak toplum inançları yeniden biçimlendiriliyor.

  GDO'da olumluluk propagandası

Bugünkü dünyada bu yöntem her ülkede uygulanıyor mu? Medya jargonuyla söylersek "gündeme bomba gibi düşen olaylar"ın bir bölümünde hızlandırılmış "ajitasyonlar"ın varlığı neredeyse kesin gibi. Medya desteğiyle "yapay bir hoşnutluk" ya da "derin bir kaygı" yaratılarak planlanan süreç burada hayata geçiriliyor. Bu yöntemi keşfeden kimileri bugün şunu soruyor: "domuz gribi" gibi önemli bir olayda da bir propaganda senaryosu kurgulanıyor olabilir mi? Gelişmeleri kritik edenler siyasetin çok ötesinde ideolojik anlamda başka oyuncuların da var olabileceği iddiasında. Son günlerde yaşanan "GDO" (genetiği değiştirilmiş organizma) meselesinde ise bambaşka bir yorum var. Burada birtakım "sanrısal koşullanmalar"ın varlığı söz konusu. İster siyasi, ister ticari olsun, "GDO" ustaca kurgulanmış bir propaganda yönteminin tam ortasında! "Açlık sorunları", "beslenme bozukluğu", "çoğalan nüfus" ve "kirlenen çevre" gibi bildik edebi söylemler ise klasik olmaktan öteye gidemiyor. Çünkü asıl tespitler bu yapay "olumluluk ajitasyonu"yla maskelenemeyecek kadar ciddi. Bilim dünyasındaki egemen çoğunluk gen teknolojisindeki bu gidişatın ileride büyük sorunlara yol açacağında birleşiyor. Aslında "gen teknolojisi" toplum sağlığını koruma adına büyük bir devrim. Örneğin sıradanlaşan "rekombinant uygulamaları" sağlıkta küresel bir rönesansı müjdeliyor. En azından mikroorganizma üzerinden "insan ensülini" üretmek dahi sağlık sahasında çok şeyi değiştirmiş durumda. Ancak iş "nutrition" (beslenme) faslına gelince manzara birden değişiveriyor. Hayvanların ve bitkilerin genlerinde yapılan değişiklik bir anlamda sonun başlangıcı olabilir! Açıkçası genetikçilerin "kimera" (chimera) adını taktığı keçi gövdeli, aslan başlı ve yılan kuyruklu mitolojik varlık sanki insan eliyle canlandırılmış gibi! Garip bir şekilde bu metafor "halüsinatif propaganda" tekniğinde de kullanılan bir jargon. İnsanları kuruntuya sevk ediyor, gerçekte olmayan bir dünyanın içine çekiyor.

  Hilkat garibesi yaratmak "GDO" (genetiği değiştirilmiş organizmalar) bir başka canlıdan alınan genin bir başka canlıya aktarılmasıyla elde edilen "nesebi belirsiz" kısmen yapay canlılara verilen isim. Mısır, soya, kanola ve pamuk doğrudan bu fasitdairenin içinde. Yalnız bitkiler değil, -balık hariç- kanatlı ve memeli hayvanların genleri de yeni adeta baştan kalibre ediliyor. Sürekli olumluluk propagandasına rağmen doğal dengeyi altüst edebilecek tehlikenin farkına varan ülkelerin bulunması ise umut verici. Gen teknolojisi, tarımda daha fazla kazanma ihtirasına değil, sağlıklı nesiller yetiştirmeye adanmalı. Örneğin İsviçre bu canlı deformasyonunu peşinen reddediyor. Almanya uyanan ülkelerin başında. İspanya ise şu ana kadar genetiği değiştirilmiş hiçbir gıda ürününü toprağına bulaştırmadığı iddiasında.  Bugün dünya kamuoyunun bir bölümü artık bu türden "transgenik ürünlerin" başta kanser olmak üzere, uzun dönemde hiç beklenmeyen hastalıklara davetiye çıkaracağını biliyor. Asıl kaygı verici olan ise genetiği değiştirilmiş türlerin zamanla doğal türleri esir alıp yok edeceğinin gizleniyor olması! Korkutucu bir başka şey daha var ki o tüyleri ürpertecek cinsten: Genetiği değiştirilmiş ürünler ileride kimi diktatör derebeylerin elinde güçlü bir silaha dönüşebilir! Örneğin özel maksatla hazırlanmış "GDO" kaynaklı polenler, tozlaşma döneminde hâkim rüzgârlarla rakip ülkenin tarımsal arazilerine yöneltilebilir, o ülkedeki besin kaynağı bitkilerin genetiğini kırıp ekonomisini çökertebilir.  Bunun gibi literatüre geçmiş onlarca mantıklı senaryo, bugüne kadar yayılan olumlu illüzyonları yok edecek kadar ciddi iddialar içeriyor.

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132251&KTG_KOD=195

Ekleme Tarihi
07.11.2009
Ekleyen Kişi
Kemal Erdoğan

Paylaş | |

>> Arşiv İçin Tıklayınız