Çiftçi Defteri
    TÜRKİYENİN EN GÜVENİLİR
                GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK PORTALI

E-Posta
Şifre
Beni Hatırla    
Ş. Unuttum | Üye Ol
Bugün: 01 Aralık 2020 Salı
Haberler Yazarlarımız Basından Makaleler Günlük Teknik Bilgiler Etkinlikler Foto Galeri Video Galeri
 Şuan Buradasınız: Ana Sayfa »  Ekonomi, Lojistik »  GÜNLÜK » 
facebook
Twitter
  ANA SAYFA   
 Tarımsal Destekler
 Havza Bazlı Destekleme Modeli
 Ekonomi, Finans
 Tarımsal Kredi, Bankalar
 İşletme Yönetimi
 Yatırımlar, İş Geliştirme
 Tarımsal Politika, Mevzuat
 Gıda, Tarım Lojistiği
 Marketler
 Tarım Sigortası
 Fuarlar
 Diğer

Bir süredir iş seyahati amaçlı olarak Amerika'dayım.
Asıl işim tekstil ama devamlı yurt dışına çıkan bir iş adamı olarak son zamanlarda yurt dışındaki ‘Türk Mutfağı' konusuna da takılmış durumdayım.
Dikkatli okurlarım 22 Nisan tarihinde bu köşede yazdığım "Türk Mutfağı Turquality Kapsamına Alınmalıdır" başlıklı yazımı hatırlayacaklardır.
Yazımı okuyan ve yurt dışında restoran işleten çok sayıda Türk girişimci benimle temasa geçerek ‘'bunun çok doğru bir proje olacağını, hatta geç kalındığını'' söylediler.
Şu an New-York da hem kendi işimi koşturuyorum ve hem de fırsat buldukça buradaki Türk restoranlarını geziyor sahipleri veya müdürleriyle görüşüyorum.
‘'Turqualtiy''nin ne olduğunu bilmiyorlar.
Uzun uzun anlatıyorum.
Özellikle, "Projenin ülkemiz ürünlerini ve ülkemizin diğer değerlerini tanıtma ve doğru ülke imajı üzerine yoğunlaşmasını" takdire değer buluyorlar ve "bize ne düşerse yapmaya hazırız" diyorlar.
Aldığım notlar arasında, genelde biraz parası olan ama restorancılık, hele hele Türk mutfağı konularında hiçbir şey bilmeyenlerin ilgi duyduğu bir alan olduğunu söylüyorlar.
Restoranlarda çalıştıracakları usta veya başka kimlikteki kişilere oturma izni veya vize alabilmek baş sorunları.
Çalıştırdıkları "usta" adı verilen kişilerin yetersiz olmaları bir başka sorun.
Usta denilen kişinin bir süre sonra patronuna kazan kaldırarak ya kendi mekânını açmaya yöneldiğini ya da uyum sağlayamadığından yurda geri dönmeleri sonrasında yarattıkları sorunlar da bir başka dert.
Türk mutfağına uyum sağlayacak malzemeleri bulabilmekte sorun yok.
Kendilerine güvensizliklerinden veya Türk mutfağı bilgilerinin yoksunluğundan veya ülke imajı korkusundan mekanlar genelde "Turkish Cuzine" değil de "Mediterranian" adı altında gizlenerek açılıyor ve menüye bilgileri dahilinde birkaç Türk yemeği yerleştiriliyor.
Özellikle Amerika da Yunanlıların bu sektörde hakim olmaları ve Türk menülerine Yunanca isimler vermeleri bir başka sorun yaratıyor.
Bildiğimiz dolmanın "Dolmades", cacığın "tzatziki" (okunuşu cacciki), köftenin "köftedes" baklavanın "baklava", yoğurdun "Greek Yogurt", beyaz peynirin "Peta Cheese" şeklinde isimlendirilerek Yunan restoranlarında satılmaları ve bunların aslında Türk yemekleri olduğunu anlatmadaki zorlukları da bir başka dert.
Restoranlar genelde lüks olmayan basit yapılarda mekanlar, menüleri daha çok kebaplar ağırlıklı ve her şey oralarda yerleşik Türklere göre şekillenmiş.
 
İlk tespitlerim bunlar.
Bu tespitler Turquality projesi gibi bir projeye acil ihtiyaç duyuruyor.
DTM konu ile ilgili uzmanları toplayarak daha doğrusu acil bir "çalıştay yaparak" konuya kafadan dalmalı.
Gerek menü, gerek mekan standartları, gerek araç gereç, gerek ehil kişiler ve gerekse tanıtım ve imaj ağırlıklı olarak "Türk Mutfağını İhraç Edelim" sloganıyla hemen masaya yatırmalı.
Bu proje ciddiye alınır ve arkasında durulursa kesinlikle bir "Win – Win" projesi olacaktır.
 
Biz Türk'ler Amerika'yı genelde New –York olarak biliriz.
New – York'u da Manhattan şeklinde algılar, ötesi ilgimizi çekmez.
Öyle ya,
Wall Street oradadır,
Gün olur uçar, borsamız tavan yapar.
Gün olur bir yetkili hata yapar, çöker, borsamız da çöker.
10 bin kilometre uzağımızdaki bir borsanın borsamızı ve piyasalarımızı etkilemesine bir anlam veremesek de "bu globalizm"dir denildiğinde susar geçeriz.
Gökdelenler, büyük iş kuleleri, uluslar arası dev şirketlerin merkezleri, devasa bankalar, büyük oteller, ünlü restoranlar, barlar, sinemalar, tiyatrolar, Broadway gösterileri, beşinci caddenin ünlü markaları, Central park ve Times Square dahil hepsi oradadır.
Ne hikmet ise filmlerde olsun, gerçek hayatta olsun her türlü terör belasının veya tabiat olayının odağı olan bu adaya nedendir bilinmez ilgimiz yoğundur.
Genelde Hintli veya Pakistanlıların kullandıkları ‘'Yellow cab'' denilen sarı taksilere uzatılan ellerdeki "Dur binecek var" işaretleri dikkatinizi çeker ama yollarda sayıları her geçen gün artan Türk imalatı hibrit Fort marka taksileri görüp gurur duyabilirsiniz.
Central Park önündeki faytonları çeken atların bok kokuları hemen karşı kaldırımda sıralanmış ünlü otellerin içlerine kadar nüfus etse de, müdavimleri özellikle yüksek bedeller ödeyerek park manzaralı oda istemekten geri durmazlar.
İtfaiyenin veya polisin devamlı çalan sirenleri, metroların havalandırma deliklerinden yükselen buharların Manhattan caddelerine yayılan sisleri arasından bir oraya bir buraya koşan her renk ve ırktaki insanların telaşlarının hepsi Manhattan kaldırımlarında göreceğiniz renklerdir.
O renkler arasında üstünde ünlü bir markanın giysisi, elinde bir başka ünlü markanın paketi ile Manhattan kaldırımlarda ayağında Çin malı bir basit parmak arası terlikle yürüyen Amerikan güzellerinin fütursuzluğuna mı, yoksa zevksizliğine mi şaşacağınızı bilemezsiniz.
Caddelerle, bulvarların kesiştikleri köşelerde konuşlanmış arabacıklarda kuzey Afrika'lıların "Halal" sloganı ile sattıkları "Gyro" adı verilen çamura dönüşmüş "döner kebabı" çağrışımlı iğrenç şeyi yiyebilmek için her sınıftan yüzlerce insanı görebilir ve güzelim döner kebabımızın nasıl katledildiğine şahit olabilirsiniz.
 Yolum bu kez Güney'e doğru, bakalım oralarda neler var. Onlar da Pazartesi günü.
 
 
 
Şevket Sürek
 

Ekleme Tarihi
13.05.2010
Ekleyen Kişi
gidatarim2

Paylaş | |

>> Arşiv İçin Tıklayınız