Çiftçi Defteri
    TÜRKİYENİN EN GÜVENİLİR
                GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK PORTALI

E-Posta
Şifre
Beni Hatırla    
Ş. Unuttum | Üye Ol
Bugün: 30 Ekim 2020 Cuma
Haberler Yazarlarımız Basından Makaleler Günlük Teknik Bilgiler Etkinlikler Foto Galeri Video Galeri
 Şuan Buradasınız: Ana Sayfa »  Tarım Tedarik »  GÜNLÜK » 
facebook
Twitter
  ANA SAYFA   
 Tarım Finansmanı
 Tarım Sigortası
 Hizmet Sektörü
 Fuarlar
 Tohum
 Gübre
 Zirai İlaç
 Mekanizasyon
 Sulama
 Fidan
 Diğer

Tarımsal üretimin iki önemli ana girdisi vardır. Hayvansal üretimdeki girdinin adı damızlık, bitkisel üretimde ise tohumdur.

Tohum tarımın olmazsa olmazıdır. Ürünü alabilmek için toprağa ektiğimiz tohum ta Hz. Adem’den bu yana insanlığın ortak malıdır, aynen hava, su ve güneş gibi… İnsanlığın bu ortak malına yani ‘tohum’a 31 Ekim 2006 da TBMM den geçen tohumculuk yasasına göre, ‘yeni sahipler’ ve ‘patent’ aranmakta sevgili okurlar…

31 Ekim 2006 da TBMM den geçen tohumculuk kanunu Avrupa Birliği uyum yasaları paketi içine alınarak ve temel yasa kabul edilerek yeterli bir tartışma ortamı sağlanmadan kaşla göz arasında jet hızıyla çıkarıldı. Yasa tarım uzmanlarının da dikkat çektiği şekliyle çok uluslu firmalara Türkiye tohumculuğunu teslim etme anlamına geliyor. Tohumculuk alanının demokratikleşmesi ve sivilleşmesi söylemiyle çıkan bu yasa bakınız neleri öngörüyor:

*Devlet tohumluk üretimini, sertifikasyonunu, ticareti ve piyasa denetimi alanlarındaki yetkiyi ‘tohumcular birliği’ adı altında bir örgüte devredecek.

*Çiftçilerin tohumluk ihtiyacı yabancı ve yerli taşeron firmalara bırakılacak.  

*Çiftçinin kendisine tohumluk ayırma yetkisi elinden alınacak.

*Yerli tohumlarımızın patentleme yetkisi yabancı biyoteknoloji firmaların güdümüne girecek. 

*Ulusal biyo-güvenlik AB’ye bırakılacak.

Aslında Tohumculuk Kanunu’nun öngördüğü örgütlenme, tarımın tekelci firmalarının güdümüne girdiği ABD/AB’de bugün yürülükte… Dünya tohumculuğu Novartis, Monsanto, Cargil, Dupont, ADN, ve Bayer olmak üzere altı tekelin elinde…Ülkemiz sebze tohumculuğunun  % 90 ı dışa bağımlı hale getirilmiştir. Yerel tohumunu yitiren çiftçimiz şu an 1 kg domates tohumu için 18-20 bin ABD doları fiyatla tohum almak zorunda.

Şu anda bile domates tohumu başta olmak üzere birçok sebze tohumu altından daha pahalı satılmakta. Gelecekte tarla bitkileri için de bu kadar olmasa da büyük fiyat artışları planlanmakta sevgili okurlar… Ülkemiz sertifikalı hububat tohumculuğunda ise, ancak % 25 ini üretebilmektedir. 

Türkiye’de tohumculuk pazarının büyüklüğü 300 milyon doları bulmuş ve tohum dışalımız ise 70 milyon dolardır.

Görüldüğü şekliyle Türkiye’deki tohum pazarı tekelci küresel firmalar ile yerli işbirlikçilerinin denetimindedir. Ama bu onlara yetmemektedir… Çıkarılan bu tohumculuk yasasıyla büsbütün pazara hakim olmaya çalışmaktalar.

Yasa Tarım Bakanlığının  tohum üretim, kontrol denetleme, anlaşmazlıkların çözümü gibi bir çok alandaki yetkisini kurulacak (çok uluslu şirketlerin etkin olacağı) tohumculuk birliğine bırakmakta. Yani 3-5 yıl sonra yerli, yerel tohumları ekmek yasak sevgili okurlar. (Avrupa ve ABD’de şu an olduğu şekliyle) Bize dayatılan; hibrit, gdo’lu, hastalıklı tohumları hem de ederinin üzerinde satın alıp ekmek olacak. Bedel elbette doğanın ve çiftçiliğin katledilmesi …

Bildiğiniz gibi şirket tohumları kimyasal ilaçsız, gübresiz yetiştirilemiyor. Kanser başta birçok hastalığa davetiye çıkartmakta.. Hâlbuki yerel çeşitlerimiz daha çok lezzetli. Kimyasal ilaçsız ve gübresiz, hatta bazıları susuz yetişebiliyor. Bilim insanları bunlarda bizi hastalıklardan koruyan antioksidantlar bulunduğunu söylüyorlar. Bu çeşitlerimizin vitamin ve mineral maddelerince daha zengin olduğu bilimsel bir gerçek. Halbuki  tohumculuk yasasını savunanalar  “bu işe kalite getiriyoruz” argümanını kullanmakta… Gerçekte ise hiç öyle değil. Örneğin Niğde’de patates kanseri (veya bakanlığın deyişi ile uyuzunun) yabancı patates çeşitleri ile geldiği bir gerçek. Birçok hastalık yabancı tohum ithali ile Türkiye’ye girmiştir. Bu yüzden onlarca yıl Niğde’de birçok köyde patates ekilemeyecek, yasaklandı. Olayın başka yönü ise, ne idüğü belirsiz bu tohumlar çok  pahalı, ilaca ve gübreye çok ihtiyaç duyuyor. Bu tohumlar susuz veya az suyla da yetişmiyor. Kısacası köylümüz ve tüketicimiz görünüşü güzel ama lezzetsiz ve ilaç yüklü bu plastik domatesleri, biberleri, patlıcanları yetiştirmek ve millete yedirtmek durumunda…

İlacı, tohumu ve gübreyi çoğu zaman aynı çok uluslu şirketler üretiyor. Yani sevgili okurlar, bu hibrit tohumları üreten yabancı firma, ‘ihtiyaç duyulan ve istenilen hastalığı ve ilacı’ tohumun genlerine  şırınga etmekte… O tohumu ektiğinizde  tohumu üreten firmanın ilacını ve gübresini de kullanmak zorundasınız… Dünya kurulalı beri böyle kuşatılmışlık yaşanmadı dersek abartmayız herhalde. Binlerce genden oluşan tohum çeşidimize iki gen katıp mülkiyetlerine alıyorlar adamlar. İnsanlığın ortak malı tohumlar patentleniyor. Dünyada böyle bir garabet görülmüş müdür Allah aşkına!.. Bizde bu garabete kuzu kuzu kanun çıkartarak ortak oluyoruz… Yani öz ellerimizle öz evladımızı boğazlamak gibi bir şey…

Kısacası tohumlar veya hayvanlar üzerinde patent iddiası kabul edilemez. Hayat patentlenemez. Bu tohum ve hayvanlar bütün bir insanlığa aittir, bütün bir insanlığın ortak malıdır taa Hz. Adem’den bu yana… Son söz: Yerel tohumlarını korumayan ve üretemeyen ülkeler aç bırakılmaya mahkum kalabilirler. 

 

 

 

 

Adem Birinci 

 

http://www.yenimesaj.com.tr/

Ekleme Tarihi
20.02.2011
Ekleyen Kişi
gidatarim2

Paylaş | |

>> Arşiv İçin Tıklayınız