Çiftçi Defteri
    TÜRKİYENİN EN GÜVENİLİR
                GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK PORTALI

E-Posta
Şifre
Beni Hatırla    
Ş. Unuttum | Üye Ol
Bugün: 03 Aralık 2020 Perşembe
Haberler Yazarlarımız Basından Makaleler Günlük Teknik Bilgiler Etkinlikler Foto Galeri Video Galeri
 Şuan Buradasınız: Ana Sayfa »  Yazarlarimiz » 
facebook
Twitter
 ANA SAYFA
 Gıda
 İçecek
 Tarla Bitkileri
 Sebzecilik
 Meyvecilik
 Hayvancılık
 Su Ürünleri
 Orman, Peyzaj
 Organik Tarım
 Çevre, Enerji
 Bilişim, Teknoloji
 Tarım Tedarik
 Ekonomi, Lojistik
 Tarımsal Desteklemeler

Nobel ödüllü ünlü fizikçi Richard P. Feynman, zaman zaman davet edildiği çeşitli devlet kurumlarında başından geçenleri kendine has üslubuyla bir mizah yazarına taş çıkaracak şekilde anlattığı "Muhakkak ki şaka ediyorsunuz bay Feynman" adlı kitabında, kısa bir süre okul kitapları seçme komisyonunda görev yaptığını anlatır.

Komisyon, çeşitli yazarlarca orta öğretim öğrencilerine matematiği sevdirmek amacıyla hazırlanan kitaplar arasından seçme yaparken, yazımı henüz tamamlanmadığı için sadece ön ve arka kapakları basılmış bir kitabın da nasıl değerlendirmeye tabi tutulduğunu; toplamanın ne kadar eğlenceli bir iş olduğuna örnek olarak da sıcaklıkları birkaç bin derece olan uzak yıldızların toplam sıcaklığının hesaplanması gibi örnekleri anlatıyor. (Allahtan bizim ders kitaplarımızda böyle komiklikler yok da öğrencilerimiz matematiği sevipöğreniyorlar.)

Bir süre sonra sıra fizik kitaplarına gelir ve "enerji" konusunun çocuklarca öğrenilebilmesi için, kurmalı bir oyuncağı, bir otomobili ve bisikletli bir çocuğu hareket ettiren "şey"in ne olduğu sorulur ve ardından da hepsini hareket ettiren şeyin "enerji" olduğu cevabı verilerek, çocukların enerji kavramını anlamaları(!) sağlanır.

Feynman'ın tepesinin attığı bu nokta, israrla diploma töreni konuşması yapmak için davet edildiği bir üniversitede nihayet red edemeyip kürsüye çıktığında yaptığı zehir-zemberek konuşmada da örnek olarak verilir. Bu defa orta okul çocukları değil, hayata mühendis vs olarak atılacak olanlar söz konusudur ve Feynman örnek olarak üniversitede okutulan fizik kitabını eline alır ve enerji konusunun tamamen orta okul çocuklarına belletildiği gibi sadece "buna enerji denir" gibi anlatıldığını gösterir ve kitabı da oturanların önlerine fırlatır.

Sonra da belki merak eden olur diye enerjinin ne olduğunu tek cümleyle anlatır:

"Kitapta, oyuncağı hareket ettirenin içindeki yayın kurulması, otomobili hareket ettirenin motorunun içindeki kimyasal tepkime ve bisikletli çocuğu hareket ettirenin de biyolojik olarak adale gücü olduğunun açıklandığını sanıyordum. Bunları babam, bana küçükken, her ne hareket ediyorsa onu hareket ettirenin güneşin ışıması olduğunu anlatmış; sonrasında da aramızda şöyle eğlenceli bir tartışma  geçmişti:

-       Ben: Hayır, oyuncak hareket ediyor çünkü içindeki yay kuruludur.

-       Babam:  Peki yay nasıl kuruluyor?

-       Ben: Ben kuruyorum.

-       Babam: Sen nasıl elini hareket ettirerek kuruyorsun?

-       Ben: Yemek yiyerek.

-       Babam: Yiyecekler güneş ışıdığı için büyürler; dolayısıyla hepsinin hareket etmesinin nedeni güneşin ışımasıdır.

Böylece, hareket'in, güneşin gücünün dönüşümü kavramı olduğunu basitçe anlamıştım."

Joseph Tainter,  "Karmaşıklık, Sorun Çözme ve Sürdürülebilir Toplumlar" adlı makalesinde, yaşamımızın her saniyesini dolduran sorun çözme uğraşılarının -her düzeyinin- mutlaka bir enerjiye ihtiyaç gösterdiğini anlatırken şöyle diyor:

"Sorun çözmedeki pahalı mâliyete karşı kaynaklarımızı daha akıllıca ve etkince kullanmamız önerilmektedir. Örneğin Timothy Allen ile Thomas Hoekstra, su?rdu?ru?lebilirlikte, ekosistemlerin yönetiminde, yöneticilerin, süreçlerde eksik olan şeyi saptayıp sadece onu sağlamalarını, gerisini ekosistemin halledeceğini öne sürmüşlerdir. Herhangi başka bir yola başvurmadan, yönetim çabasını bırakın ekosistem (yani gu?neş enerjisi) halletsin (Allen ve Hoekstra 1992). Ne var ki aynı zamanda bu da çok bilgi gerektirir, ki o da bizde yoktur. Karmaşık ve pahalı araştırma için fosilyakıt yardımına ihtiyacımız var demektir."

İyi de bunlardan bize ne!

alkol_beyin_hucrelerini_guclendirir.jpgToplumlar ister mevcut refah düzeylerini koruyup sürdürmek, isterse artırmak istesin, bunun için mutlaka enerjiye ihtiyaç duyacakları anlaşılıyor. Bir kurma oyuncağın kurulabilmesi, bir konuda bir yöntem araştırılması için masa başında çalışılması ya da bir seçim konuşmasının yapılabilmesi, hepsi enerjiye (güneşin ışıması) gereksinim gösteriyor.

Bunu ya kendiniz makul bir maliyetle üretebileceksiniz -ki bunu bütünüyle yapabilen toplum yoktur- ve ayrıca oa bunu sürdürebileceksiniz ya da sahip olan birilerinden transfer edeceksiniz.

Transfer edilecek olan doğrudan güneş ışıması olamayacağı için, onun dönüşüme uğramış formları transfer edilir. Yani, yiyecek, kereste, maden cevheri, petrol, insan kaynağı, bilgi gibi "değer"ler..büyütmek için tıklayınız!

Bunlardan en az birkaçı herkeste olduğu için, bu tür kaynaklar uluslararası tasallut altında OLMAK ZORUNDA'dır ve bunu önleyebilecek hiçbir kural mevcut değildir. Uluslararası kurallar, bu didişmeyi engellemek için değil, olur olmaz toplumların kuralları değiştirmesine engel olmak için konulmuştur.

Bizi ilgilendiren kısım, sahip olduğumuz -yukarıda sayılan- enerji türevleridir.

İşte didişmenin -bitmeyecek- kaynağı budur!

İnsanın ve toplumların refah mücadelesi bitmeyeceğine göre, kaynaklarını -doğal sayılması gereken- bu tasalluttan korumak için dikkat edilmesi gereken tek nokta vardır: Yüksek sorun çözme kabiliyetine (SÇK) sahip olmak.

Her geçen gün ilerleyen bilim ve teknoloji, bu gün için sahip olunan SÇK'ni geçersiz kılmaktadır. O halde, her toplum için değişmez vizyon, SÇK'ni günün koşullarına uygun düzeyde tutabilmek olmalıdır.

Bunun farkında olan ve olmayan toplumlar keskin çizgilerle bellidir. Farkında olmayanlar, sürekli olarak, sorunlarının kaynağı olarak "dış mihraklar"ı görürler. Farkında olmayanların sokak yurttaşı durumundakiler, buna karşı çare geliştirebilecek akıl-fikir düzeyine sahip olamayacakları için "mallarını boykot etmek", "bayraklarını yakmak", "milli marşlarını ıslıklamak" gibi bağırma-çağırma tavırlarıyla karşı koymaya çalışırlar.

Farkında olanlar ise tasallutun mekaniğini anlamışlar ve her geçen gün, transfer ettikleri "değer"ler yoluyla bu mekaniği (yani SÇK) daha geliştirmektedirler.

Yapılması gereken, Sorun Çözme Kabiliyeti kavramını dikkate alarak, olup biteni tekrar anlamlandırmak ve sonrasında da SÇK'ni güçlendirmeye çalışmaktan ibarettir.

05 Haziran 2011 Pazar

http://www.tinaztitiz.com/yazi.php?id=1192

...

 

Ekleme Tarihi
05.06.2011
Ekleyen Kişi
Tınaz Titiz


Paylaş | |
 DİĞER YAZILARI