Çiftçi Defteri
    TÜRKİYENİN EN GÜVENİLİR
                GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK PORTALI

E-Posta
Şifre
Beni Hatırla    
Ş. Unuttum | Üye Ol
Bugün: 21 Ocak 2020 Salı
Haberler Yazarlarımız Basından Makaleler Günlük Teknik Bilgiler Etkinlikler Foto Galeri Video Galeri
 Şuan Buradasınız: Ana Sayfa »  Yazarlarimiz » 
facebook
Twitter
 ANA SAYFA
 Gıda
 İçecek
 Tarla Bitkileri
 Sebzecilik
 Meyvecilik
 Hayvancılık
 Su Ürünleri
 Orman, Peyzaj
 Organik Tarım
 Çevre, Enerji
 Bilişim, Teknoloji
 Tarım Tedarik
 Ekonomi, Lojistik
 Tarımsal Desteklemeler

Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) lar üzerindeki tartışmalar; tohuma bağımlılık (ekonomik), biyoçeşitlilik (çevre) ve sağlık gibi 3 konuda yoğunlaşmaktadır.

. GDO ’ ların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri konusunda ortaya atılan, allerji, kanser, organ hasarı, üreme sistemi üzerinde etki gibi iddialar, birer toksisite şeklidir ve doğrudan toksikoloji bilim alanının konusudur. O halde toksikoloji biliminin konuya yaklaşımının bilinmesi iddiaların geçerliliği konusunda yol gösterici olacaktır.

Son 40-50 yılda bilim ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak toksikoloji biliminde de büyük bir gelişme yaşanmıştır. Toksikolojinin günümüzde ulaştığı bilgi birikimi ve teknolojiye dayanan metodoloji ile bugün ticari olarak kullanılan 4 GDO olan mısır, soya, kanola ve pamuk  incelenmiş yine bu metodolojinin bir parçası olan risk analizinden  geçirilerek kullanıma sunulmuşlardır. Bu 4 ürün başta Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Japonya gibi bilimin en ileride olduğu ülkeler de dahil bir çok ülkede karşılıkları olan geleneksel ürünlerle güvenlik yönünden eşdeğer kabul edilerek hiçbir kısıtlama olmadan tüketilmektedirler. Bu noktada Avrupa ülkelerindeki etiket uygulaması ile tüketimin kısıtlanmasının nedeni sorgulanabilir. Bu farklı uygulamanın tek nedeni, kamu yönetiminin, toplumun GDO konusundaki algısı ile gerçek arasındaki fark kapanana kadar kullanımda adeta bir moratoryum uygulamasıdır. Nitekim Avrupa Bilim kuruluşlarının konu hakkındaki bilimsel görüşleri, söz konusu GDO ları bir kısıtlama olmadan kullanılmasına izin veren ülkelerin bilim kuruluşlarının görüşleri ile tamamen aynıdır. GDO konusunda toplumun tepkisi temelde biyoteknoloji konusundaki bilgi eksikliğinden  kaynaklanmaktadır. Buna bir de kullanım öncesi güvenlik testleri, risk analizi süreçleri konusundaki bilgi eksikliği ve bilimsel temele dayanmayan frankeştayn gıda propagandasının etkinliği eklenince konu felaket senaryolarını içeren çeşitli spekülasyonlara  açık hale gelmektedir. Toplumdaki bilgi eksikliğine örnek olarak Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan bir “Eurobarometer” çalışması sonuçları gösterilebilir (1). Anketi cevaplayanların % 41’ i geleneksel ürünün DNA içermediğini, buna karşın GDO’nın DNA içerdiğini, % 54’ ü’ ise GDO ‘lı gıda yiyenlerin de genlerinin modifiye olabileceğine inanmaktadırlar. İlginç olan bu yanlış bilgilere sahip olanların oranının yıllar içinde azalmayıp aksine artmasıdır. Bu da sağlık konusunda bilim dışı iddialara dayanan propagandanın etkinliğini göstermektedir.

GDO ‘ların olası toksik etkilerinin kaynağı ne olabilir ?

Bitkisel ürünler, karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallerin yanısıra  biyosentez ürünü olarak yüzlerce kimyasal madde daha üretir. Doğal kimyasallar olarak adlandırılan bu kimyasalların sayısı örneğin domateste 350, muzda 325 dir. “Bu kimyasallar bitkinin kendi ürettiği kimyasallardır, o nedenle toksik değildir” şeklindeki bir düşünce doğru değildir. Doğal kimyasalların bir bölümü bitkinin evrimi sırasında böcekler başta olmak üzere  diğer canlılara karşı kendini korumak için geliştirdiği kimyasallardır. Doğal pestisit olarak adlandıran bu kimyasallardan arekolin, benzaldehit, benzil asetat, kroton aldehit, estragol, 8-metoksi psoralen ve daha onlarcasının kemiricilerde yüksek dozda yapılan karsinojenesite testlerinde pozitif sonuç verdiği kanıtlanmıştır (2). Ancak toksikolojinin altın kuralı olarak bu etki doza bağlı olduğu için hiçbir şekilde bitkilerde bulunan bu düşük miktarlardaki karsinojenik etkili kimyasalların kanser yapacağı söylenemez. Bu ufak örnek dahi  toksisite ile ilgili konularda yaklaşırken uzmanlığın önemini göstermektedir. Toksikologlar konuya “doğal zararsızdır, sentetik zararlıdır “ önyargısı ile değil, “bir maddenin insan sağlığına zararlı olup olmadığı ancak toksisite testlerini temel alan araştırmalar sonucunda anlaşılabilir”  şeklinde bakar.

Aşılama veya melezleme gibi geleneksel veya biyoteknolojik yöntemlerle ticari ürünlere yeni özellikler kazandırılması, sonuçta bir gen transferi işlemidir. Tek fark geleneksel yöntemlerle yapılan iyileştirmelerde yüzlerce genden oluşan bir gen paketinin yeni ürüne transferi yerine GDO’da amaca uygun-istenen gen(ler) in transfer edilmesidir (3).

 EKLİ ŞEMA

İster geleneksel yöntemlerle yüzlerce genin transferiyle geliştirilsin isterse de biyoteknoloji yöntemleri ile hedeflenen genin eklenmesiyle geliştirilirsin yeni ürünün kimyasal yapısı karşılığı olan ticari üründen farklı olacaktır. Bu noktada; melezleme ile yapıldığına göre ürün güvenlidir, biyoteknolojik yöntemle yapıldı ise zararlıdır şeklinde bir toptancı yaklaşım bilim dışıdır. Bugünkü uygulamada melezlemeyle üretilen yeni bir üründe sistematik bir güvenlik testi uygulaması söz konusu değildir. Ancak yeni bir teknoloji olduğu için GDO kullanıma sunulmadan kapsamlı güvenlik testlerinden ve buna bağlı risk değerlendirmesinden geçmektedir. Geleneksel yöntemlerle geliştirilen yeni ürünlerin  incelenmesi ise tesadüflere kalmıştır. Bir örnekle konuyu açıklarsak 1970’lerin sonunda geleneksel melezleme ile böceklere dirençli olarak geliştirilen  bir kereviz türüne temas eden işçilerde dermatitler görülmüş ve  yapılan incelemede yeni geliştirilen bu kereviz türündeki psoralenlerin başlangıç ürününde 800 mikrogram/kg olan miktarının geliştirilen türde 6200 mikrogram/kg ‘a ulaştığı saptanmıştır (4). Bir doğal pestisit  olan psoralenler aynı zamanda mutajenik ve karsinojenik özellikleri olan kimyasallardır. Bu bulgulardan sonra söz konusu ürün yok edilmiştir.

GDO’ ların karşılığı olan üründen toksisite yönünden farkı nasıl araştırılır ?

Yukarıda açıklanan şekilde bir gen transferi sonucunda yeni oluşan ürünün kimyasal yapısında gerek hedeflenen amaca yönelik, gerekse amaç dışı değişikler olabilir. Yeni kimyasallar  oluşabilir. GDO ‘ların toksisite yönünden incelenmesinde, karşılığı olan türde olmayıp GDO’ da bulunan kimyasallara hedeflendirilir. Analiz yöntemlerinin bugün ulaştığı ileri düzey itibariyle  GDO’ larda oluşabilecek bu kimyasallar kolaylıkla belirlenebilmektedir. Toksikolojinin günümüzdeki bilgi birikimi ve kullandığı metodoloji ile de bu moleküllerin insan sağlığı üzerinde zararlı etki oluşturup, oluşturmayacağı saptanabilmektedir. Bu bilgiler söz konusu ürün için yapılacak olan risk analizinin başlangıç verilerini oluşturur. Bu noktada önemli olan yukarıda belirtilen çalışmaların şu anda dünyada yaygın olarak tüketimi yapılan, soya, mısır, kanola ve pamuk için yapılıp yapılmadığıdır. Bu ürünleri kullanan  ülkelerin  regülasyondan sorumlu sağlık ve tarım otoritelerinin bütün bu değerlendirmeleri yaparak ürünün güvenli olduğu kanıtlandıktan sonra kullanım izni verdikleri açıktır.

Dünya bilim kuruluşlarının konudaki görüşü nedir ?

Dünyada bilimi en üst düzeyde temsil eden ICSU (International Council for Science), NAS (Amerikan Bilimler Akademisi), Royal Society (Birleşik Krallık Bilim Akademisi) ve bir dizi bilim kuruluşuyla, Dünya Sağlık Örgütü’nün konu hakkındaki mevcut verileri bilimsel metodolojiyle inceleyen rapor ve görüşlerini dikkate almak gerekir (5,6.7,8). Bu raporlardaki ve görüşlerdeki  ortak sonuç herkesin anlayabileceği şekilde aşağıdaki şekilde ifade edilebilir.

GDO’ lar birbirlerinden farklı ürünlerdir. İnsan sağlığına etki yönünden kategorik olarak  tümü güvenli kabul edilemez. Her ürün ayrı ayrı güvenlik testlerinden geçirilmelidir. Bugün ticari olarak  kullanılan 4 ürün karşılıkları olan GDO olmayan ürünler kadar  güvenlidirler. Bugüne kadar da bu ürünlerin tüketiminden doğan bir sağlık sorununa rastlanmamıştır”.

Bilim dünyasında isim yapmak zordur ve üst düzey bilgi ve çaba ister. Ancak toplumun korku ile karşılık ilgi duyduğu konularda standart dışı toksisite testleri uygulayarak veya bunları yorumlayarak  sansasyonla öne çıkmak isteyen akademisyenler her zaman bulunacaktır. Bilim kuruluşları bu tür yayınları dahi dikkate alarak kurduğu bilimsel komisyonlarla incelemekte ve kesin sonuçlar bildirmektedirler. Bugüne kadar bu konularda yapılan spekülasyonların hiçbirinin doğru olmadığı ilgili komisyonların raporlarında açık olarak belirtilmiştir.

Ancak insan sağlığı ile ilgili yukarıda belirtilenler, konunun ekonomi ve çevre yönünden taşıdığı risklerin önemini de azaltmaz. Ülkemiz özelinde tartışılması gereken tam da budur. Konunun sağlık ile ilgili olarak bilim dışı iddialara odaklanması, özellikle ekonomik ve çevre yönünün sağlıklı tartışılmasını engellemektedir. Gıda güvenliğinde öncelikleri ters-yüz eden bu tür kaos ortamlarının yaşanmaması için; Tarım Bakanlığı’nın konuya yaklaşımdaki hatalı uygulamaları, toplumda bir güven oluşturamamasının nedenleri, tüm toplumu ve ülke ekonomisini yakından ilgilendiren bilimsel bir konuda ülkenin bilim kuruluşları ve üniversitelerinin sessiz kalışlarının nedenleri üzerinde durulmalıdır.

Kaynaklar : 1. Eurobarometer: Europeans and Biotechnology in 2005. 2.. Ames, BN., Gold LS,: Paracelsus to parascience: the environmental cancer distraction: Mutation Research. 447: 3-13 (2000). 3. U.S. Meadow, M.:  A century of ensuring safe foods and cosmetics.FDA Consumer Magazine (2006). 4. Berkely, SF., et.al : Dermatitis in grocery workers associated with high natural concentrations of furanocoumarins in celery. Annals of Internal Medicine. 105:351-355(1986).5. International Council for Science. New Genetics, Food and Agriculture: Scientific Discoveries-Societal Dilemmas. (2003). 6.  U.S. National Academy of Sciences:  Safety of Genetically Engineered Foods. (2004).7. Royal Society. Genetically Modified Plants for Food Use and Human Health. (2002). 8. World Health Organization. 20  Questions on Genetically Modified Foods. www.who.int/foodsafety/publications/biotech/20questions/en/

 

Prof. Dr. Ali Esat Karakaya,

 Akredite Toksikolog, Uluslararası Toksikoloji Birliği Eski Başkanı

 » Ek Dosyayı (1) İndirmek İçin Tıklayınız
Ekleme Tarihi
07.01.2010
Ekleyen Kişi
Ali Karakaya


Paylaş | |
 DİĞER YAZILARI