Çiftçi Defteri
    TÜRKİYENİN EN GÜVENİLİR
                GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK PORTALI

E-Posta
Şifre
Beni Hatırla    
Ş. Unuttum | Üye Ol
Bugün: 18 Mayıs 2024 Cumartesi
Haberler Yazarlarımız Basından Makaleler Günlük Teknik Bilgiler Etkinlikler Foto Galeri Video Galeri
 Şuan Buradasınız: Ana Sayfa »  Gıda »  Marketler, Haller »  HABERLER » 
facebook
Twitter
  ANA SAYFA   
 Gıda Güvenliği
 Tüketici Köşesi
 Un, Unlu Ürünler
 Makarna
 KuruTahıl,Bakliyat
 Yemeklik Yağlar
 Kırmızı Et, Ürünleri
 Fast Food
 Dondurma
 Beyaz Et, Ürünleri
 Yumurta, ürünleri
 Süt, Süt Ürünleri
 DondurulmuşGıda
 Sebze,Meyve
 Bal, Reçel
 Zeytin, Ürünleri
 Konserve,Turşular
 Hazır Yemek
 Kuru Yemiş,Çerez
 KurutulmuşGıda
 Organik Gıdalar
 Diyet Gıdalar
 Baharatlar
 Salça, Ketçap
 Tatlı, Şekerleme
 GDO Gıdalar
 Marketler, Haller
 Toptancı, Bakkal
 Restoranlar
 Diğer Gıdalar
 Ambalaj
 Seminer,Kongre
 IcerikbannerUrl


Türkiye’de gıda fiyatları neden yurt dışından çok farklı?

Merkez bankalarının asli görevi para piyasasının istikrarını sağlamaktır. Merkez bankaları, izledikleri kur ve kambiyo politikaları ve finansal araçlarla fiyat istikrarını sağlarlar.

Sermayenin uluslararasılaşmasıyla belli zaman aralıklarla tekrar eden finansal krizler ve özellikle 2007 sistemik finans krizi merkez bankaların görev alanlarına istihdam yaratıcı (işsizlik azaltıcı), büyüme artırıcı, cari dengenin sağlanması gibi makro göstergeler dâhil oldu. Ancak gelişmiş ülke ekonomilerinde fiyat istikrarı şimdilik bir sorun olarak değerlendirilmemektedir. Zira onlar deflasyonist süreçten çıkış ile uğraşmaktadırlar. Buna karşılık Türkiye fiyat istikrarını sağlayamadığından diğer ülkelerden ayrışmakta olup Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bu konuda büyük uğraşı vermektedir.

Diğer bir deyişle, TCMB fiyat istikrarının sağlanamaması hususunda Avrupa Merkez Bankası (ECB), Amerika Merkez Bankası (FED), Japon Merkez Bankası (BOJ), İngiliz Merkez Bankası (BOE) gibi ülke merkez bankalarından ayrışmaktadır. Örneğin, Türkiye %9,2 ile OECD'ye üye ülkeler içinde en yüksek enflasyon oranına sahip olup gıda grubu fiyat artışında %12,5 ile yine ilk sıradadır. TCMB Başkanı Sayın Başçı, enflasyon hedefinin tutmamasını gıda fiyatlarındaki artışa bağlamaktadır. Ve fiyatlar genel seviyesindeki (enflasyon) artışı önlemenin, gıda maddelerinde fiyat artışını önlemekle olası olduğu ve bunun için gıda ürünlerinde ithalat yapılmasını ve mevcut vergi politikasının gözden geçirilmesi gerektiği konusunda hükümete uyarıda bulunmaktadır. Aslında, TCMB'nin enflasyon hedefinin tutması için gıda fiyatlarındaki artışı önlemek amacıyla önerilen gıda malı ithalatının doğru olup olmadığının tartışılması gerekmektedir. Zira gıda fiyatlarındaki artış düşürülecek diye, Türk tarımının korumasız bırakılıp sektörü rekabete açmak ve üreticiyi haksız rekabetle karşı karşıya bırakmak kanımca doğru değildir. Zira diğer ülkelerde başta Avrupa Birliği ve Amerika olmak üzere tarımda korumacı politikalar uygulanmaktadır.

Türk tarımsal ürün arzında yaşanan üretim dalgalanmaları, tarımda hem iklim değişikliği hem yeterli sermaye birikiminin olmaması hem de tarımsal üretimin babadan kalma metot ve yöntemlerle yapılmasının bir sonucudur. 2013 hasat dönemi ayçiçeği üretiminde olduğu gibi, üretim arzındaki artış üretim birim maliyeti artmasına rağmen birim fiyatı düşürmüştür. Buna karşılık 2014 hasat döneminde ürün arzında yaşanan daralma birim fiyatının artmasına neden olmaktadır. Sadece ayçiçeğinde değil, farklı hasat dönemlerinde tarımsal ürünlerin hemen hemen hepsinde olmaktadır.

Tarımsal üretimdeki bu tür dalgalanmalar gıda maddelerinde fiyat artışı olarak ekonomi içinde yansıması fiyatlar genel seviyesindeki artış olduğundan yurt içi gıda fiyatları yurt dışı fiyatlardan farklılaşmaktadır. Gıda fiyatlarındaki artışın fiyatlar genel seviyesi üzerinde etkiyi elimine etmek amacıyla uygulanan gıda mallarında vergisiz ithalat politikası kısa dönemde fiyat artışını önlerken uzun dönemde buğday, fındık, pamuk ve kırmızı ette olduğu gibi üretim daralması ile birlikte tarımda dışa bağımlılık ve fiyat artışı gerçekleşmektedir. Örneklerden de anlaşılacağı üzere Türk tarım sektöründe bir kaos, bir istikrasızlık söz konusudur. Tarım ülkesi olarak nitelendirilen Türkiye gıda fiyatlarındaki artışını neden elimine edemiyor? Daha da önemlisi dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye'de fiyatlar neden artmaktadır? Yukarıda da belirtildiği üzere OECD verilerine göre Türkiye'de yurt içi gıda fiyatları yakın dönemde (2014 bahar ve yaz dönemi) ortaya çıkan artış uluslararası gıda fiyatlarından önemli ölçüde ayrışmaktadır. Kuraklığın yurt içi fiyatlar üzerinde olumsuz etki yapmasına rağmen yurt dışı fiyatlar üzerinde etkisi bu büyüklükte görülmemektedir. Kanımca, temel sorun Türk tarımında izlenmekte olan tarım politikalarıyla ilgilidir. İklimsel değişimin tarım üzerinde etkisinin olmaması diye bir durum söz konusu olmamakla beraber sorunun büyüklüğü bu olumsuzluğun Türk tarımı üzerindeki etkisini minimize edecek politika araçlarının kullanılmamasıyla ilgilidir.

Tarımda dengenin dengesizlik koşullarında gerçekleşmesi, istikrarsızlığın sıradanlaşması, tarım ürünlerinin hemen hemen hepsinde yaşanan fiyat artışı sonucunda ya üretim azlığı ya da ithalat bağımlılığı yaşanmaktadır. Yani, Türk tarımında tarımsal üretim ve fiyatta istikrarın elde edilemediğidir. Ve istikrarın elde edilebilmesi için yapılması gerekenlerin yapılmamasının nedeni izlenen veya izlenmekte olan eksik tarım politikalarıdır. Diğer taraftan tarımda yaşanmakta olan ürün arzındaki istikrarsızlık hem tarım sektörünün hem de Türk tarımının yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ve oluşturulmakta olan politikalarda tarımın yapısal özellikleri göz ardı edilmektedir.

Tarımda sanayinin aksine “azalan verim yasası” geçerlidir. Üretim sürecinin ilerleyen aşamalarında üretimde kullanılan faktörlerden bir tanesi değişken, diğerleri sabit tutulursa üretimde azalış ortaya çıkar ve bu durum “azalan verim yasası “ olarak adlandırılır ve tarım sektöründe geçerliliği kanıtlanmıştır. Çünkü sabit faktör başına düşen değişken faktör miktarındaki artış, verimlilik azalışına neden olur. Bu durum tarım sektöründe fazla sermaye kullanımını önlemektedir. Diğer bir deyişle, sektörde sermaye-yoğun teknolojilerin kullanımı sınırlı olmaktadır. Olsa bile bunun ismi ya genetiği değiştirilmiş üretim ya da başka bir şey olduğundan insan sağlığı için talep edilip edilmeyeceği tartışmaların odak noktası olmaktadır. Kısacası tarımsal ürünün hem arzını garanti etmek hem de güvenliğini sağlamak olarak değerlendirilmektedir.

Gıda arzının doğrudan hava koşullarına bağlı olması ve ürün arzının bir önceki yılın fiyatına göre oluşması yani cari dönemin ürün arzı bir önceki yılın fiyatının fonksiyonu olması nedeniyle, tarımsal ürün arzında istikrarsızlık kaçınılmaz olmaktadır. Diğer bir deyişle, bir önceki dönem ürün birim fiyatı yüksek olan veya üreticisine para kazandıran tarımsal ürün bir sonraki dönem çiftçi için cazip ürün olmakta ve ekilebilir topraklarda söz konusu ürünün ekilmesi ile beraber artan arz miktarı verimlilik artışıyla değil, ekilebilir alan hacmindeki artışa paralel ortaya çıkan üretim artışın, plan programsız sadece el yordamıyla gerçekleşmesi ve malı üreten çiftçinin kurumsal kimliğinin olmaması ürün birim fiyatının düşmesine yol açmaktadır. Ürün birim girdi maliyetlerindeki artışa rağmen birim fiyatın düşmesi çiftçinin zarara uğramasına yol açmaktadır. Buna bir de bu ürünün ithalatına, geçmişteki uygulamalardan dolayı izin verilmesiyle kayıplar daha da artmaktadır.

Türk tarım sektöründe ürün arzında istikrar sağlanmadıkça fiyatlarda aşağı ve yukarı yönlü hareketler sıklıkla yaşanmakta ve yaşanacaktır. Bir taraftan tüketicilerin hem toplam harcamaları içinde gıda harcamaları payının yüksek olması hem de düşük gelir düzeyi, gıda fiyatlarındaki artışın fiyatlar genel seviyesi üzerindeki etkisi daha büyük olmaktadır. Tarım sektörünün, ülke nüfusunun gıda maddeleri ihtiyacını karşılaması, sanayi sektörüne hammadde sağlaması, sanayi ürünlerine talep yaratması ve daha da önemlisi katma değeri yüksek bir sektör olması sebebiyle ulusal gelir ve dış satıma katkısı itibarıyla ulusal ekonomi için büyük bir önemi vardır. Ve Türkiye ekonomisinin enflasyonun üstesinden gelebilmesi ve gıda fiyatlarında istikrarın sağlanabilmesi, sektörün sağlıklı işleyebilmesiyle olası olduğundan, tarımda yapılması gerekenler üç başlık altında toplanabilir:

1. Türk tarımında her bir tarımsal üründe hatta hayvancılık sektöründe, üretim planlaması yapılmalı, olması gereken arz fazlası tespit edilmeli ve daha fazla olması olası arz fazlasını elimine edecek yapısal ve sosyal politikalar oluşturularak uygulamasına acilen geçilmelidir.

2. Tarımsal ürün fiyatlarında taban ve tavan fiyat belirlenerek üreticinin kurumsallaşmasına eğitim ve finansman desteği verilmelidir.

3. Tohumluk, gübre, enerji gibi tarımsal girdilerde maliyet artışlarını minimize edecek rekabet avantajını yitirmeyecek şekilde iç pazar dış dünyanın rekabetine terk edilmemelidir. Aksi takdirde sektör hem gelir ve kaynak kaybına hem de dış dünyaya bağımlı hale gelir.

Sonuç olarak, pamuktan fındığa, buğdaya, ayçiçeğine ve pirince kadar tüm tarım ürünlerinde, taze sebze ve meyve dâhil, tarımsal üreticinin ürünlerinin dış dünyayla rekabet edebilirliğini sağlayacak fiyat ve prim desteği verilerek ve de koruması sağlanarak iç piyasa üretimi dış dünyanın rekabetine açılmalıdır. Daha da önemlisi enflasyon hedeflemesinin gerçekleşmesi, tarımda yapısal değişim ve iyileşme olmadan mümkün olmayacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Ekleme Tarihi
02.09.2014
Ekleyen Kişi
Özgür Şevik

Etiketler: gıda fiyatları, gıda, fiyat
Link: Türkiye’de gıda fiyatları neden yurt dışından çok farklı?




  HABERLER
>> Arşiv İçin Tıklayınız