Çiftçi Defteri
    TÜRKİYENİN EN GÜVENİLİR
                GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK PORTALI

E-Posta
Şifre
Beni Hatırla    
Ş. Unuttum | Üye Ol
Bugün: 08 Ağustos 2022 Pazartesi
Haberler Yazarlarımız Basından Makaleler Günlük Teknik Bilgiler Etkinlikler Foto Galeri Video Galeri
 Şuan Buradasınız: Ana Sayfa »  Yazarlarimiz » 
facebook
Twitter
 ANA SAYFA
 Gıda
 İçecek
 Tarla Bitkileri
 Sebzecilik
 Meyvecilik
 Hayvancılık
 Su Ürünleri
 Orman, Peyzaj
 Organik Tarım
 Çevre, Enerji
 Bilişim, Teknoloji
 Tarım Tedarik
 Ekonomi, Lojistik
 Tarımsal Desteklemeler

              BUGÜN İTİBARİYLE FİNANS PİYASALARI

 

Açık konuşmak gerekirse, uluslararası piyasaların geleceği hakkında sağlıklı tahminlerde bulunmak neredeyse imkansız hale gelmiştir.

 Büyüme hızları, kur politikaları, bütçe açıkları, kamu borçları gibi ekonomik veriler günden güne değişmektedir. Ekonomik durgunluk  gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri ne yönde ve ne ölçüde etkileyecektir? söylemek kolay değildir.

 Tahminlerimizi “ bugün itibariyle” yapmak durumundayız.

 Ancak, yine de bazı şeyleri biliyoruz.

 Ekonomik çalkantı, daha öncekilerin aksine bu kez gelişmiş ülkelerden başlamıştır.

 Gelişme yolundaki ülkeler, sarsıntıdan daha az etkilenmişlerdir. Çünkü bu ülkelerin finans piyasaları zaten daha küçüktür, bütçelerindeki açık daha kontrol edilebilir düzeydedir ve kamu borçlarının milli gelire oranları, gelişmişlere nazaran daha düşüktür. Merkez Bankalarındaki döviz rezervleri, en azından kısa vadeli borçların ödenmesi için yeterlidir.

 Finans piyasalarındaki rahatsızlığın ana sebeplerini de biliyoruz.

 Hem ABD ve hem de Avrupa’da bütçe açıkları ve kamu borçları çok yüksektir. Kaynağı olmayan harcamalar yapılmıştır, Bunları ödeyebilmek için sürekli olarak borçlanılmıştır. Ödeyemez hale gelinince de, kriz başlamıştır.

 Avrupalı bankaların birçoğunun riski çok yüksektir. Bu riskleri karşılayacak ölçüde sermaye artışı yapmaları gereklidir ama bunu yapacak kaynak yoktur. Güvensizlik nedeniyle, dış kaynak bulmakta da zorlanmaktadırlar.

 Piyasalardaki istikrarsızlığın sebep olduğu sonuçları da biliyoruz.

 Ekonomik durgunluk belirtileri daha gözle görülür hale gelmiştir.

 Büyüme hızları gerilemiştir.

 İstihdam sorunu ağırlığını korumuştur.

 Ekonomiyi yeniden canlandıracak tüketim harcamaları ( özellikle ABD’de) yavaşlamıştır.

 Bazı AB ülkelerinin iflası ve para birliğinden çıkarılmaları tartışılır hale gelmiştir.

 Yabancı paraların ve özellikle ABD dolarının gelişmekte olan ülke paralarına karşı değer kazanması hızlanmıştır. Bunun sebebi, ekonomik durgunluk endişeleri küresel ekonomiye olan güvensizlik, gelişmekte olan ülkelerden para çıkışının hızlanması, yabancıların risk iştahlarının azalması ve belki de daha önemlisi, karmaşa ortamında kaynakların güvenli liman arayışlarıdır. ABD’nin, her şeye rağmen en güvenli liman olma niteliğinin sürdüğü bir kez daha anlaşılmıştır.

 Finansal sıkıntının önlenmesi için alınması gerekli önlemleri de biliyoruz.

Harcamalar azaltılacak ve kemerler sıkılacaktır.

 Ödeme güçlüğü içinde olan ülkelere destek olunacaktır

 Ekonomik durgunluğu önleyici gevşek para politikası uygulanacak yeni  destek paketleri açılacaktır.

 Düşük faiz politikası sürdürülecektir.

 Ama bunların birçoğunun yapılmadığını da biliyoruz.

 Ödeme güçlüğü içindeki ülkelere yapılacak yardımın miktarı ve şartları konusunda tam mutabakat sağlanamamaktadır.

 AB bankaları sermaye eksikliklerini giderecek kaynak bulamamakta ve riskleri büyümektedir.

 FED’in  aldığı genişletici tedbirler yeterli bulunmamaktadır.

 Zordaki ülkelerin aldığı harcama kısıcı önlemler halkın büyük tepkisini çektiği için, tam anlamıyla uygulanamamaktadır.

 Duruma bir de Türkiye açısından bakalım.

 Merkez Bankası’nın rezervleri kısa vadeli borçları ödeyecek durumdadır. Ancak kriz uzadığı takdirde durum değişebilir.

 Büyüme hızı  gelecek yıl düşecektir ama yine de olumlu düzeyde kalacaktır.

 Derecelendirme kuruluşları ülkemizi “ TL cinsinden yatırım yapılabilir” düzeye getirmiştir.

 Ancak daha önemli olan “ yabancı para cinsinden yatırım yapılabilir ülke” olmaktır. Bu da cari açığın azaltılması, iç kredi hacminin kontrol edilmesi ile daha uygun bir yatırım ortamının sağlanması ile mümkün olacaktır.

 Döviz fiyatları hızla yükselmektedir. Yabancı para çıkışları sürerse döviz fiyatları daha da yükselebilir. Yüksek değerli döviz, ithalatı daha pahalı hale getireceği için cari açığı azaltabilir ama, dış kredi almış firmaları kur farkı dolayısıyla zora sokabilir. İhracat için gerekli ham madde ve yatırım mallarının fiyatlarını arttıracağı için de enflasyona yol açabilir.

 Bildiğimiz bir şey, yeni dengelerin bir şekilde kurulacağıdır.

 Bilmediğimiz şey ise bu yeni dengenin içeriğidir.

 
 
 
Şevket Özügergin 

Ekleme Tarihi
28.09.2011
Ekleyen Kişi
Şevket Özügergin


Paylaş | |
 DİĞER YAZILARI