Çiftçi Defteri
    TÜRKİYENİN EN GÜVENİLİR
                GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK PORTALI

E-Posta
Şifre
Beni Hatırla    
Ş. Unuttum | Üye Ol
Bugün: 30 Mayıs 2020 Cumartesi
Haberler Yazarlarımız Basından Makaleler Günlük Teknik Bilgiler Etkinlikler Foto Galeri Video Galeri
 Şuan Buradasınız: Ana Sayfa »  Yazarlarimiz » 
facebook
Twitter
 ANA SAYFA
 Gıda
 İçecek
 Tarla Bitkileri
 Sebzecilik
 Meyvecilik
 Hayvancılık
 Su Ürünleri
 Orman, Peyzaj
 Organik Tarım
 Çevre, Enerji
 Bilişim, Teknoloji
 Tarım Tedarik
 Ekonomi, Lojistik
 Tarımsal Desteklemeler


 
ŞEVKET ÖZÜGERGİN


FAİZ VE ENFLASYON İLİŞKİSİ
 
 

Merkez Bankası’nın geçen hafta politika faizini 0,5 puan indirerek 8,25 düzeyine getirmesi. hep tartışılan bir konuyu yeniden gündeme taşımıştır. Faiz mi enflasyonun bir sonucudur yoksa enflasyon mu faizin bir neticesidir?


Genel kanı, faizin enflasyonun bir sonucu olduğu şeklindedir. Yani faiz hadleri, bir ülkedeki enflasyon seviyeleri dikkate alınarak oluşur veya piyasada belirlenir. Çünkü faizin maliyeti ve fiyatı belirleyen unsurlardan sadece biri olduğu varsayılır.

Şimdiye kadar görebildiğimiz kadarıyla Merkez Bankası da bu tutumu benimsemiştir. Faizleri yükseltirken de, indirirken de enflasyon beklentilerini dikkate alarak hareket etmiştir. Nitekim Haziran ayı toplantısında, hem baz etkisi kaynaklı enflasyon düşüşüne hem de ülkeye güçlü sermaye girişine vurgu yaparak politika faizini 0,75 puan indirmiştir. Ancak geçen haftaki toplantıda yaptığı faiz indiriminin gerekçeleri arasında bu iki unsur da yoktur.

Haziran ayında herkesin beklentisi enflasyonun artmayacağı şeklinde iken, artış % 0,31 olmuştur. Yıllık enflasyon % 9,7 den % 9,2’ye gerileyebilmiştir. İlk altı ayda enflasyon % 5,70’i bulmuştur. Bir başka ifade ile yıllık % 5’lik hedef ilk altı ayda aşılmış, son yapılan % 7,6’lık Merkez Bankası tahmininin yakalanmasına da sadece 2 puan kalmıştır.

İkinci altı ayın tamamında enflasyon artışının % 2’de kalması için. kamu mal ve hizmetlerine zam yapılmaması hatta fiyat indirimine gidilmesi, özel sektörün aynı anlayışı benimsemesi, ithalatın pahalı hale gelmemesi için kurların yükselmemesi, mümkünse gerilemesi gerekecektir. Bu tür beklentiler aritmetik olarak izah edilebilir ama gerçeklere pek te uygun değildir.

Zaten kurların hangi seviyede oluşabileceğini belirleyen ana unsur, uluslararası likidite durumu ve maliyetleridir. Cari açık veren ülkelerin bu konuda yapabilecekleri fazla bir şey yoktur, dış fonların risk alma iştahlarını izleyecek ve ülkelerinde risk alma iştahını arttıracak bir ortam yaratmaya çalışacaklardır.

Bir noktaya açıklık getirmekte yarar vardır.

Faizlerin yapay olarak yüksek tutulmasından çıkar sağlayan kesimler olabilir. Eğer ortam böyle bir kazanca izin veriyorsa, bu durum doğal da karşılanabilir. Ancak burada tartıştığımız konu, faizlerin indirilmesi veya indirilmemesi değildir. Düşük faizler, yukarıda işaret ettiğimiz bir kesim hariç, herkesin yararınadır. Tartıştığımız konu, bugünkü ortamda ve mevcut verilerle faiz indiriminin haklı olup olmadığıdır. Faiz indiriminin makul ekonomik gerekçelere dayandırılıp, dayandırılmadığıdır. Enflasyon % 9,2 iken, politika faizinin % 8,25’e çekilmesinin ekonomik açıdan nasıl izah edileceğidir?

Eğer kabul edilebilir gerekçeler ortaya konulamazsa;

Enflasyon hedefi inandırıcılığını kaybedebilir.

Merkez Bankası’nın, ana görevi olan fiyat istikrarını sağlama amacından saptığı düşünülebilir.

Faiz politikasının artık enflasyon beklentilerini dikkate almadığı düşünülebilir.

Merkez Bankası’nın itibarı tartışılır hale gelebilir.

Bu da hiç istenmeyen, ekonomik dengeleri bozabilecek bir gelişme olur.
 
 
 

Ekleme Tarihi
25.07.2014
Ekleyen Kişi
Şevket Özügergin
Etiketler: Şevket ÖZÜGERGİN, ekonomi


Paylaş | |
 DİĞER YAZILARI